
"Bilmek, 'sağlıklı insan aklı' ile algılanan gerçeklerin hiç de güvenilir olmadığını anlamakla başlar"
K. Marx
Sekiz sene önce Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde lisans öğrencisi olduğum sırada ilk psikotik atağımı yaşıyordum. Bu atak esnasında insanların yüzünde maskeler olduğunu, benden gizlenen önemli bir hastalığım olduğunu düşünüyordum. Bu şekilde başlayan hastalığımı ailem fark edince benim için yeni bir dönem başladı. Bu dönemde psikiyatristimle görüşmelerimiz sırasında belki de en çok konuştuğumuz konu hangi yazarları sevdiğim, hangi kitapları okuduğum ve hangi filozoflardan etkilendiğimdi. Başka konuları konuşsak da ben şu anda kitaplarla ve filozoflarla ilgili olan konuların beni atak döneminden çıkardığına inanıyorum. O zaman yirmi yaşındaydım ve en büyük hayalimden biri kendi kitabımın yayımlandığını görmekti. Diğer hayalim ise felsefe bölümünde yüksek lisans yapmaktı. Ancak o sıralarda okulda kaydımı dondurmam gerektiğine karar verdik. Çünkü dinlenmem gerekiyordu. Bu aşamada okulu bitiremeyeceğime yönelik kaygılarımı azaltan psikiyatristim, ailem ve sevgilimdi. Üniversiteden kopmamak için okul kaydını dondurduğum dönemde bazı derslere girdim. Arkadaşlarımın olumsuz tepkileriyle karşılaşmaktan korktuğum halde bu korkumu psikiyatristimle konuşarak azalttık ve korktuğum başıma gelmedi. Arkadaşlarımın da hocalarımın da beni üzen en küçük davranışlarıyla karşılaşmadım. Bu dönemde beni daha güzel günler yaşayacağıma dair cesaretlendiren en önemli olaylardan biri Şizofreni Yazıları dergisindeki yazıları okumak olmuştu. Hem hastalık hakkında bilgileniyor, hem de bu hastalıkla yaşamayı öğrenen insanların deneyimlerinden kendime dersler çıkarıyordum. Beni cesaretlendiren diğer önemli olay Akıl Oyunları filmini izlemek ve bu filmi izlediğimi psikiyatristime anlattığımda onun benden bu filmle ilgili yazı yazmamı istemesidir. Akıl Oyunları ile ilgili yazıyı yazdığım sırada aslında Ankara Üniversitesi’nde lisans eğitimimi yeni tamamlamış ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans yapmaya hak kazanmıştım. Yüksek lisans eğitimimin ders aşamasında beni cesaretlendiren diğer bir olay ise Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği ile tanışmam olmuştur. Dernekte çok güzel dostluklar kurduk ve çok özel paylaşımlarımız oldu. Aynı zamanda Sosyal Beceri Eğitiminde öğrendiklerimizle hayatımızdaki sorunları daha kolay aştık. Drama, müzik, resim, yabancı dil, bilgisayar, fotoğraf eğitimleriyle üretken ve sağlıklı olma konusunda önemli adımlar attık. Öğrenmeye ve paylaşmaya devam ediyoruz. Yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra doktora yapabileceğime de inandım. Daha doğrusu hep beraber inandık. Bu yıllar içinde yazmayı hiç bırakmadım. Doktora sınavına girdiğim günlerde ilk kitabım “Mavi Çimenlerde Nefes Al” için imza günü yapmaya hazırlanıyorduk. Şu anda Ankara Üniversitesi Sistematik Felsefe ve Mantık Bölümü’nde doktora öğrencisiyim ve ikinci kitabım için hazırlık yapıyoruz. Hayatımı olumsuz yönde değiştirebilecek gibi gözüken hastalığımın beni geliştirecek ve olumlu yönde değiştirecek bir fırsat olabileceğini o günlerde düşünemiyordum. Benim de o günlerde ilk tepkim korkmak ve kızmak olmuştu. Ama bu tepkimin gereksizliğini ve yetersizliğini çabuk kavradım. Şizofreninin ne olduğunu ve onunla nasıl yaşayacağımı öğrendim. Psikoterapiler, düzenli ilaç kullanımı ve dernek sayesinde hayatımı yoluna koyarken yalnız olmadığımı bilmek ve hissetmek bana kuvvet verdi. Küçük adımlar atmakla (diş fırçalama, kısa öyküler okuma, çizgi film izleme vs) başladığım şizofreniyle beraber yaşama yolculuğunun yaşamımın sonuna kadar süreceğini biliyorum. Bu yolculuğu yapan arkadaşlarımın küçük adımları küçümsemeden ve üşenmeden attıkları takdirde onlar için de şizofreninin fırsat olabileceğine inanıyorum.