21 Temmuz 2009 Salı

Yaşadım



Herkesin yüzünde maskeler olduğunu düşündüğüm de oldu televizyondan mesaj geldiğine inandığım da oldu. Dahi olduğumu düşündüğüm de oldu, güvercinlerin ayaklarında görünmez ipler olduğunu düşündüğüm de oldu. Bu düşüncelerin bütün yaşamımı kapladığı anlarda bir çıkmazda gibi hissettim kendimi. Çünkü bir yandan bunların gerçek olamayacağını düşünüyordum bir yandan da bunların gerçeğin ta kendisi olduğunu düşünüyordum. Bu yaşadıklarımın adı sanrıydı. Bu yaşadıklarımın adı halisünasyondu. Gerçekle uyuşmayan düşüncelere sanrı deniyordu. Maskeler ya da olmayan görüntüler görmeye ve olmayan sesler duymaya da halisünasyon deniyordu. Bunları öğrenmek için kitaplar,dergiler okudum. Şizofreniyi iyice tanıdıkça onu kabul ettim. Onunla barıştım. Sizi çok yıpratmış ve kırmış olsa da bir hastalıkla barışabilirsiniz. Onu ceza olarak görmeyin.Onu tanıyın çünkü onu tanıdıkça ondan korkmanıza gerek kalmayacak.

Şizofreni ya da başka bir rahatsızlık sizi yaşamın sonuna geldiğinize ikna etmemeli...

19 Temmuz 2009 Pazar

Önemli Bir Soru




Hastalıklar içlerinde olanaklılıklar taşıyor fakat ilk başta kimse bundan söz etmiyor. Hastalığın içindeki olanaklılıkları yaşayarak farkedenlere de bu yüzden büyük görev düşüyor. Şizofrenide en genel anlamda gerçekle bağların kopması var. Gerçekle bağların kopuyor diye bu toplumdan dışlanıyorsun. Peki ama bağlarımızı koparttığımız gerçeklik nasıl bir gerçeklik? İçinde savaşların,açlığın, düşmanlığın olduğu bir gerçeklikle bağlarımızın kopması yeni bir gerçekliği düşünebilmek,düşleyebilmek ve o gerçekliği yaratmak için bir fırsat olamaz mı?

17 Temmuz 2009 Cuma

Hayat Devam Ediyor



2000 senesinde şizofreni hastalığıyla tanıştığımda hayatımın uykudan ve ilaçlardan ibaret olacağını düşündüğümde çok yanılmışım. Çünkü şizofreni hastalığıyla tanıştıktan sonra hayatım eskisinden de güzel ve üretken geçmeye başladı. Elbette bunun ilk nedeni hastalığımın fark edilir edilmez tedavinin başlaması ve psikiyatristimin verdiği ilaçları düzenli kullanmaya başlamamdı. Bir diğer neden ise psikiyatristimle düzenli olarak görüşmem ve bu görüşmeler sırasında hastalığın yeniden tekrarlayabileceğini ancak bu durumda da panik yapmaya gerek olmadığını konuşmamızdı. Bu noktadan sonra hayatımı nasıl şekillendirebilirdim sorusunu sormamız gerekiyordu. Çünkü o günlerde Felsefe bölümünde öğrenciydim ve son sınıftaydım. Kafamın karışıklığı geçmeden ve dinlenmeden üniversitede derslere devam edemeyeceğimi konuşmamızla birlikte üniversitede kaydımı dondurduk. Ancak bu noktada hep beraber derslere istediğim zaman katılma kararını aldık. Ben kendimi dinlenmiş ve dersi dinleyebilecek durumda hissettiğimde üniversiteye gidiyor ve dersleri dinliyordum. Bu çabalarım bana hayatın devam ettiğini gösterdi. Ben dursam ve otursam hatta sussam bile hayat devam ediyordu. O halde durmak ve susmak yerine hayata katılmalıydım tıpkı eskisi gibi ve belki eskisinden daha da güçlü bir şekilde...